Geçenlerde bir doktorun anlattığı küçük bir kız çocuğunun hikâyesine rastladım.
Çocuk, yaşadığı acıya uzun süre dayanmış, hiç ağlamamıştı. Onu gözlemleyen doktor yanına yaklaşıp “Ne kadar cesur bir kızsın. Seni sabahtan beri izliyorum, hiç ağlamadın.” dedi.
Küçük kız başını çevirip şu cevabı verdi:
“Ağlamak için babamı bekliyorum.”
O an içimde bir şey kırıldı sanki.
Çünkü o küçük kızın beklediği şey yalnızca babası değildi. Acısını gösterebileceği, kendini tutmayı bırakabileceği, sırtını dayayıp gözyaşlarını özgürce akıtabileceği bir yerdi. Güçlü olmak zorunda kalmadığı, kendini korumayı bırakabildiği güvenli bir limandı.
Ve düşündüm…
Acaba kaçımız hayatımız boyunca ağlamak için bir duvar bekledik?
Kaçımız canımız yanarken dişlerimizi sıktık, gözyaşlarımızı içimize akıttık, sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam ettik?
Kaçımız önünde yaslanabileceği bir duvar olmadığı için kendi duvarı olmak zorunda kaldı?
Belki de hepimiz hayatımızın bir döneminde o küçük kız olduk.
—
Ben de hayatımın büyük bir bölümünü güçlü olmaya çalışarak geçirdim.
Yapabilirim, başarabilirim, kendim halledebilirim…
Yardım istemeyi zayıflık, korktuğunu belli etmeyi güçsüzlük sandığım zamanlar oldu. Bir sorun çıktığında önce kendim çözmeye çalıştım. Yorulduğumda dinlenmek yerine devam ettim. Korktuğumda korkuma rağmen yürüdüm.
Belki de insan bazen güçlü olmayı seçmez. Başka bir seçeneği olmadığını düşündüğü için güçlü kalır.
Hayatın önüne koyduğu sorumlulukları taşır. Bir evin yükünü, çocukların sorumluluğunu, geçim derdini, geleceğin belirsizliğini… Bir şeyler yıkıldığında yeniden kurar. Canı yandığında kendini toparlar. Düştüğünde kalkar.
Çünkü hayat beklemez.
Çocukların vardır, büyümeleri gerekir. Ödenmesi gereken faturalar, verilmesi gereken kararlar, çözülmesi gereken sorunlar vardır. Sen üzgünken de hayat devam eder.
Bir süre sonra insan, kendi acısını bile ertelemeyi öğrenir.
Önce işler bitsin.
Önce çocuklar iyi olsun.
Önce bu sorun çözülsün.
Önce hayat biraz düzene girsin.
Sonra ağlarım, der insan.
Ama o sonra bazen yıllarca gelmez.
Çünkü bir sorunun ardından diğeri çıkar. Bir yükün altından kalkarsın, önüne başka bir yük gelir. Her defasında kendini biraz daha toparlar, biraz daha dayanıklı hâle getirirsin.
Ve bir gün dönüp baktığında, herkesin yaslanabildiği bir duvar olduğunu ama senin yaslanacak bir duvarının olmadığını fark edersin.
Sen başkalarına destek olmuşsundur. İnsanları dinlemiş, teselli etmiş, ellerinden tutmuşsundur. Belki herkesin zor zamanında yanında bulunmuşsundur.
Ama senin zor zamanında kim vardı?
Yorulduğunda kimin kapısını çalabildin?
Kendini çaresiz hissettiğinde kime “Bugün ben yapamıyorum, benim yerime sen halleder misin?” diyebildin?
Hiçbir şeyi açıklamak zorunda kalmadan kimin yanında ağlayabildin?
Bazen insanın içini acıtan şey, hayatında kimsenin olmaması değildir. Konuşabileceği insanlar vardır, arayabileceği dostları vardır, hâlini hatırını soranlar vardır.
Ama günlük hayatın sıradan bir anında yanında olabilecek biri yoktur.
Bir akşam çok yorulursun. Birine, “Hadi, gel biraz yürüyelim.” demek istersin.
Bazen yemek yapmak istemezsin. Birinin mutfağa girip, “Bugün sen otur, yemeği ben yaparım.” demesini istersin.
Bir fincan kahve içmek istersin. Özel bir sebebin yoktur. Anlatacak büyük bir derdin, kutlayacak bir başarın da yoktur.
Sadece birinin yanında oturmak istersin.
Günün nasıl geçtiğini anlatmak, biraz gülmek, bazen susmak…
Hayatın bütün sorumluluklarını birkaç saatliğine unutmak değil belki de istediğin. Onları tek başına taşımadığını hissetmek.
Çünkü insanın her zaman kurtarılmaya ihtiyacı yoktur.
Bazen yalnızca birinin yanında, kendini kurtarmaya çalışmayı bırakmaya ihtiyacı vardır.
—
Gurbette yaşamak, bu özlemi başka bir biçimde büyütür.
Ailen başka bir şehirde, dostların başka bir yerde, çocukluğunun geçtiği sokaklar uzaklardadır.
Telefon edebilir, saatlerce konuşabilir, birbirinizin hayatına uzaktan eşlik edebilirsiniz.
Ama telefonun diğer ucundaki sesle aynı masada oturmak aynı şey değildir.
Bazen insanın birine bir şey anlatmak için telefon açası gelmez. Birinin evine uğramak, kapısını çalmak, mutfağında oturmak ister.
Bazen, “Bugün çok yoruldum.” dediğinde karşısındaki insanın yalnızca sesini duymak değil, gerçekten orada olduğunu hissetmek ister.
Belki de gurbetin en sessiz tarafı budur: Hayatın devam eder, kendi düzenini kurarsın; çalışır, üretir, çocuklarını büyütürsün. Dışarıdan bakıldığında her şey yolundadır.
Ama bazı akşamlar, hayatın içindeki küçük paylaşımların eksikliğini hissedersin.
Bir kahvenin, bir yürüyüşün, birlikte hazırlanan bir yemeğin…
Büyük mutluluklar aramazsın. Hayatının sıradanlığına eşlik edecek bir insan istersin.
Çünkü bazen insan, yalnızlığını en çok başına kötü bir şey geldiğinde değil, güzel ya da sıradan bir şeyi paylaşacak kimse bulamadığında hisseder.
—
Belki de yıllar içinde en çok yanıldığımız şey, güçlü insanları acıya dayanabilen insanlar olarak tanımlamak.
Oysa acıya dayanabilmekle acıyı güvenle yaşayabilmek farklı şeylerdir.
Bazı insanlar ağlamaz, çünkü canları yanmıyordur.
Bazıları ağlamaz, çünkü ağladıklarında onları teselli edecek kimse yoktur.
Bazıları yardım istemez, çünkü istemeyi hiç öğrenmemiştir.
Bazılarıysa yardım istemeyi öğrenmiştir ama uzatılan her elin güvenilir olmadığını hayatında defalarca deneyimlemiştir.
Ve bazıları, bütün bunların ardından bir gün yardım istemeye cesaret eder.
“Korkuyorum.” der.
“Yoruldum.” der.
“Artık tek başıma yapamıyorum.” der.
Belki de bu sözler, insanın güçsüzleştiğini değil, kendisine karşı daha dürüst olmaya başladığını gösterir.
Çünkü bir insanın kendi sınırlarını kabul etmesi, her şeyi yapabileceği yanılsamasından vazgeçmesi ve başkasının desteğine ihtiyaç duyduğunu söyleyebilmesi de cesaret ister.
Hepimiz bir başkasına yaslanmaya ihtiyaç duyabiliriz.
Yaşımız kaç olursa olsun…
Ne kadar eğitimli, başarılı, bağımsız ya da güçlü olursak olalım…
Hayatımızı kaç kez yeniden kurmuş olursak olalım…
İçimizde bazen yalnızca birinin elini tutmak isteyen, “Ben de yoruldum.” demek isteyen bir yan vardır.
Belki o yanımızı yıllarca susturmuşuzdur. Belki ihtiyaçlarımızı ertelemiş, kendi kendimize yetmeyi bir hayat kuralına dönüştürmüşüzdür.
Ama insan yalnızca dayanmak için yaşamaz.
Birlikte gülmek, paylaşmak, dinlenmek, sevilmek ve gerektiğinde yaslanmak için de yaşar.
—
Bugün o küçük kızın sözleri zihnimde dolaşıp duruyor.
“Ağlamak için babamı bekliyorum.”
Bir çocuğun bu cümleyi kurması, bana bir kez daha insanın ne kadar erken yaşlarda güçlü görünmeyi öğrenebildiğini düşündürdü.
Ve kendime sordum.
Acaba kaçımız hâlâ ağlamak için birini bekliyoruz?
Kaçımızın içinde, yıllardır kendini tutan bir çocuk var?
Kaçımız birinin yanında çözülmeyi, bütün cevapları bilmemeyi, bir süreliğine sorumluluklarını bırakmayı özlüyor?
Kaçımız başkalarına duvar olurken kendi duvarının nerede olduğunu bilmiyor?
Belki de hepimiz bir başkasının hayatında güvenli bir yer olmayı biraz daha öğrenmeliyiz.
Çünkü birine destek olmak, her zaman onun sorunlarını çözmek değildir.
Bazen sadece dinlemektir.
Bazen “Gel, bugün kahveyi ben yapayım.” demektir.
Bazen “Sen yorulmuşsun, biraz dinlen.” diyebilmektir.
Bazen de hiçbir şey söylemeden yanında oturmak, gözyaşları dindiğinde aceleyle konuyu değiştirmemektir.
Bir insanın güçlü görünmek zorunda kalmadığı bir ilişki kurabilmek…
Sanırım birbirimize verebileceğimiz en kıymetli hediyelerden biri budur.
Ve belki de kendimize sormamız gereken soru şudur:
Biz kaç kişinin hayatında yaslanılacak bir duvarız? Peki, kendimiz ağlamak istediğimizde yaslanabileceğimiz kaç duvarımız var?
Belki de bugün birini aramalıyız.
Bir çözüm bulmak için değil. Bir şey istemek için değil. Sadece birlikte oturmak için.
Belki de bir başkasına, “Bugün biraz yoruldum. Benimle bir kahve içer misin?” demeliyiz.
Ve belki bir gün, biri bize aynı cümleyi söylediğinde, onun ne kadar cesur olduğunu fark etmeliyiz.
Çünkü yardım istemek de bir cesarettir.
Yaslanmak da…
Gözyaşlarını saklamamak da…
Ve bir başkasının gözyaşlarına yer açmak da…
Dilerim hepimizin hayatında, güçlü olmak zorunda kalmadan var olabileceği en az bir insan olur.
Bir şeyleri başarmamız gerekmeden bizi seven, acımızı kanıtlamamızı beklemeden anlayan, her zaman ayakta durmamızı istemeyen bir insan…
Ve dilerim biz de bir gün, bir başkasının ağlamak için beklediği o güvenli duvar olabiliriz.
Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştirmek için dünyayı değiştirmemiz gerekmez.
Bazen sadece orada olmamız yeterlidir.
Leave a Reply