Yeşil Mavi

Meliha Macit, Öyküler

Seni Seviyorum Ama Benden Bir Parçamı Aldın

Ankara’da künefe yemeye karar vermiştik. Yeğenimle oturmuş, künefemizi yerken yan masadaki kadınların konuşmalarını dinliyordum.

Arapça konuşuyorlardı.

Yüksek sesle, rahatça, kimseden çekinmeden… Sanki dünyada dillerini saklamalarını gerektirecek hiçbir sebep yokmuş gibi. Gülüyor, birbirlerinin sözünü kesiyor, anlatıyor, dinliyorlardı.

Ben ise onları dinlerken içimde ince bir sızı hissettim.

Çünkü birden kendi dilimi düşündüm.

Kürtçeyi.

Artık eskisi gibi konuşamıyorum.

Bazı kelimeler dilimin ucuna geliyor, sonra kayboluyor. Bazı cümleleri kuramıyorum. Bazı kelimelerin Türkçesini biliyorum ama Kürtçesini hatırlayamıyorum. Sanki zihnimin bir yerinde kapısı kapanmış bir oda var ve anahtarı artık bende değil.

Bana bir dil unutturuldu.

Belki de en acısı bu.

Çünkü insan bir dili sadece konuşmaz. Bir dilin içinde büyür. Bir dilin içinde sevilir. Bir dilin içinde azarlanır, güler, ağlar, dua eder. Bir annenin sesini, bir ninenin hikâyesini, bir çocuğun ilk kelimelerini taşır o dil.

Dil, insanın hafızasıdır.

Benim hafızamın bir parçası da Kürtçeydi.

Ama o parça benden bir anda alınmadı.

Kopara kopara aldılar.

Önce konuşmanın ayıp olduğu öğretildi belki. Sonra bazı kelimeler kullanılmamaya başladı. Sonra çocuklar başka bir dilde eğitim gördü. Sonra kendi dilini konuşan insanın sesi küçümsendi. Sonra insan, kendi dilini başkalarının yanında konuşurken düşünmeye başladı: “Acaba ayıp mı? Acaba yanlış mı? Acaba insanlar ne düşünür?”

Ve zaman geçti.

Dil sustu.

Çocuklar büyüdü.

Bazı kelimeler unutuldu.

Ve insan, bir gün başka birilerinin kendi dilinde özgürce konuştuğunu duyduğunda, yıllardır fark etmediği bir eksikliğin üzerine basıverdi.

Benim başıma gelen de belki buydu Ankara’da.

Arapça konuşan o kadınları dinlerken kıskanmadım onları.

Aksine, içim ısındı.

Çünkü kendi dillerinde bu kadar özgür olmalarını güzel buldum.

Ama sonra içimden bir ses yükseldi:

“Ben neden böyle konuşamıyorum?”

Ve ardından başka bir ses:

“Seni seviyorum Türkiye. Vatanımı seviyorum. Ama benden bir parçamı neden aldın?”

Hem de öyle küçük bir parçamı değil.

Büyük bir parçamı.

Hem de kopara kopara, çıta çıta aldın.

Bunu yaşamış olmak hiç güzel değildi.

Bugün Kürtçe bir şarkı ya da türkü duyduğumda hâlâ bazı kelimeleri seçebiliyorum. Bazılarını anlıyorum, bazılarını anlamıyorum. Cümlelerin tamamını yakalayamıyorum. Anlamın bütünlüğü elimden kayıyor.

Ama yine de o sesi duymak güzel.

O ezgiyi duymak içimi ısıtıyor.

Sanki çok uzaklardan bana ait bir şey geri dönüyor.

Bir kelime yakalıyorum.

Bir ses.

Bir ezgi.

Ve içimde bir yer “Ben bunu biliyorum.” diyor.

Belki aklım tamamını hatırlamıyor ama ruhum tanıyor.

Çünkü bazı şeyleri insan zihni unutsa bile bedeni hatırlıyor.

O yüzden Kürtçe duyduğumda kendimi biraz daha tamamlanmış hissediyorum.

Kimliğim sanki yerine oturuyor.

Eksik kalan bir taş, ait olduğu yere yeniden konuyor.

Ve o zaman düşünüyorum:

Bir insan kendi dilinden eksildiğinde, yalnızca kendisi eksilmez.

Bir ülke de eksilir.

Çünkü bir ülkenin zenginliği, insanların birbirine benzediği yerde değil; farklı dillerin, farklı ezgilerin, farklı hikâyelerin aynı gökyüzünün altında yaşayabilmesindedir.

Kürtçe bu ülkenin toprağında doğmuşsa, o toprağın seslerinden biridir.

Onu susturmak, yalnızca bir halkın sesini kısmak değildir.

Bir ülkenin kendi seslerinden birini kısmaktır.

Ben Türkiye’yi seviyorum.

Bu sevgimi inkâr etmek zorunda değilim.

Ama sevdiğim yere sitem de edebilirim.

Çünkü bazen en derin sitem, sevgisizlikten değil, sevgiden doğar.

Seni seviyorum Türkiye.

Ama benden büyük bir parçamı aldın.

Kendi dilimde kendim olabilmenin bir parçasını…

Ve ben o parçayı hâlâ arıyorum.

Bazen bir türküde.

Bazen tek bir kelimede.

Bazen yaşlı bir kadının sesinde.

Bazen hiç anlamadığım bir cümlenin içinde.

Ve her duyduğumda, içimde çok eski bir kapı aralanıyor.

Ben o kapının ardında kim olduğumu hatırlıyorum.

Belki de dilimi bütünüyle geri getiremeyeceğim.

Ama artık biliyorum:

Ben onsuz eksik hissediyorum.

Ve belki de bundan sonra yapabileceğim en güzel şey, benden alınan o parçanın yasını tutmak kadar, kalan parçalarını yeniden sevmek.

Çünkü bir dil unutulabilir.

Ama bir dilin bıraktığı iz, kolay kolay silinmez.

50% LikesVS
50% Dislikes

Leave a Reply