Yeşil Mavi

Nahide Yaran, Öyküler

Aşk Eski Bir Yalan

Her şey, arkadaşımın kızının “Nahide teyze, biz internetten sevgili buluyoruz. Yıllardır yalnızsın, sen de bir baksana!” sözüyle başladı. Bu cümle, aşkı ve kendimi yeniden sorgulamama neden oldu.

Onlara Sezen Aksu şarkılarıyla büyüdüğümü, aşkın benim dünyamda e-postalarla değil, mektuplarla tanımlandığını, Selvi Boylum Al Yazmalım filminin bizim kuşağımız için ne ifade ettiğini anlatsam… Bizim kuşağın aşk tanımında emek vardı, kendinden vermek vardı. Aynı yangınlardan geçmek, aynı tuzaklara düşmek, bütün bunlara rağmen birbirinin elini bırakmamak vardı.

Ben evlenmeye karar verdiğimde Sezen Aksu, “Olur a dara düşerim ihtimal, baba kapıyı kapatma!” diyordu. İngiltere’de evlendiğimde “Uzak diyarlarda evli barklı, mutluluk en çok onun hakkı” derken, ayrılıp tekli yolculuğa çıktığımda, bir kadın sığınma evine giderken de “Bu kızı yeniden büyütmeliyim” diyordu.

Yaş aldıkça aşka, erkeklere ve ilişkilere bakışın değişiyor. Olgunluk denen şey bu mu, bilmiyorum. Ama artık daha paylaşımcı, daha doyurucu ilişkiler yaşamak istiyorsun. Bir ilişki hem yalnızlığına değsin hem de iki insan birbirinin alanına saygı duysun istiyorsun. Yalanlar üzerine kurulu ilişkiler değil, dürüstlüğün esas olduğu bir aşk arıyorsun.

Çocuklukta, gençlikte açılan yaraları sarmak, birbirini iyileştirmek, dinlemek, iletişim kurmak… Diğerinin omuzlarına yük bindirmeden, tahakküm kurmadan yürümek istiyorsun. Özgürlükleri kutsallaştırıp birbirinden uzaklaşmak değil, özgürlüğün içinde yine birbirine çıkacak yollar bulmak… Ama bütün bunları dürüstçe yapmak.

Sahip olmaktan kaçınmaktan, kendimizi sevdirmek için reklam yollarına başvurmadan yola çıkmanın hazzından söz ediyorum. Aşkı daha açık, daha dürüst bir yerden yaşamak istiyorum. Çünkü sahip olma arzusu ve kendini sevdirmek için başvurulan gösterişli yöntemler, beraberinde bir yalanı da getiriyor. Oysa yaş aldıkça bunlara ihtiyaç duymuyorsun. Daha yalın, daha sahici, ne istediğini bilen bir yerden devam etmek istiyorsun yoluna.

Ne var ki cinsiyetlerin birbirine bakışı, her zaman aynı yerde buluşmuyor.

Karşıma çıkan, kendi yaşımdaki bir erkekle benden yirmi yaş küçük bir erkeğin, erkek egemen sistemin içinde birbirlerinden habersizce ettikleri iki iltifatın biçimi de aynı: “Yaşını hiç göstermiyorsun ama biraz kilolusunuz.” Bir diğeri, “Yaşını hiç göstermiyorsun, sizde hâlâ iş bitmemiş” diyor.

İltifatların dili farklı gibi görünse de niyet aynı. İkisi de kadına, farkında olmadan, “Kullan at” anlayışıyla yaklaşıyor. Bu zihniyetin kendi bilinçlerine nasıl yerleştiğinin bile farkında değiller.

Kendi yaşıtlarımın çoğu, kendilerinden yirmi yaş küçük kadınlarla ikinci evliliklerini yaparken arada bir iltifat almışım, nankörlük etmeyeyim, değil mi?

Annemle gezerken bir adamın anneme, “Cami yıkılmış ama mihrap yerinde” diye laf attığı günü hatırlıyorum. Belki de otuz yıldır böyle bir söz işitmemiş annemin şaşkınlığı hâlâ gözümün önünde.

Anne-kız, “Senin minaren hiç görünmüyor ama!” deseydik diye düşündüğümde bile, kaç yaşına gelirsek gelelim anne terliği o bele iniyor.

Nasıl bir hak bu değil mi erkek egemen sistemde? Kadının yaşı, bedeni, güzelliği, arzulanabilirliği üzerine söz söyleme hakkını kendinde gören bir düzen…

Yaş aldıkça erkekler, kendilerini daha genç bedenlerde gerçekleştirme arzusuyla hareket ederken benim yaşımdaki kadınlar, buruşan ellerinin ve özgürleşen yüreklerinin farkında olarak başka bir yakınlığın peşine düşüyor. Seksten bağımsız değil elbette; seks de bunun içinde. Ama artık ruhsal ve kültürel doygunlukla beslenen, şefkatli sevişmelerin, birbirini gerçekten hissetmenin, bir ruhun diğerine dokunmasının peşindeler.

İngilizcede âşık olmak, “fall in love” demek. Yani aşka düşmek…

Hani haberlerde, “Bir kadın, açık unutulan rögar kapağına düştü” derler ya, işte öyle. Bazen bulutların üzerinde, gözlerimiz önümüzü görmeden yürürüz de açık bırakılmış rögar kapağını fark etmeyiz bile.

Ama asıl mesele nereye düştüğün… Bir lağım çukuruna mı, yoksa denize mi aktığın?

Gençlikte bunun pek önemi yok. Bir şekilde yaralarını sarıyor, o çamurdan çıkıyor, kendini yeniden onarıyorsun. Ama yaş aldığında…

O düşüşün sonunda, senin gibi o çukura düşmüş biriyle karşılaşmak istiyorsun. Birlikte o çamurdan çıkmak, yaraları birlikte sarmak, birbirine tutunarak yeniden ayağa kalkmak…

Yoluna çıkan hayat rögarını, karanlıkta kalmış bir tuzak olmaktan çıkarıp bilince taşımak; yaşadıklarını inkâr etmeden, onları hayatın doğal bir parçası olarak kabul etmek istiyorsun.

Yoksa Sezen Aksu’nun aşk şarkılarından vazgeçip “Ah, yine mi keder, ama artık yeter” şarkısıyla “Bu sevdalar boşuna” türküsünde halay çekmek arasında bir umutsuzluğa kapılmak düşecek payımıza…

100% LikesVS
0% Dislikes

3 Comments

  1. MELIHA Macit

    Aşkın güzelliğini hep yüreğinde sakla, Nahide’m. Bunu kimse sana yaşatamaz, kimse senden alamaz. O güzel yüreğin hep aynı saflıkta, aynı temizlikte, çocuk coşkusuyla kalsın. Yeniye uyum sağlamak için hiç uğraşma; senin güzelliğin zaten başka, zaten çok özel. Hep böyle kal, güzel Nahide’m. ❤️

  2. Ela..

    Farkındalık zor.. Kalemine sağlık.. Güzel yüreğinden öpüyorum …💋

    • Eyşan

      aşkı bu kadar güzel tanımlayabilmek…
      saf yetenek💞💞💞

Leave a Reply