Yeşil Mavi

M. Cem Özmen, Okur-Yazar

Osmanlı’dan Günümüze Değişmeyen Geleneğimiz: Yasaklar

Bugün Reşad Ekrem Koçu’nun “Haşmetli Yosmalar – Osmanlı Tarihinde Yasaklar”* kitabından söz etmek istiyorum.

Reşad Ekrem Koçu, 1905-1975 yılları arasında yaşamış; tarihçi, yazar ve öğretmendir. Özellikle tarihi konularda yazdığı fıkra, roman ve hikâyeleriyle ve en önemli yapıtı İstanbul Ansiklopedisi’yle tanınmaktadır. “Haşmetli Yosmalar – Osmanlı Tarihinde Yasaklar” kitabı da birbirinden bağımsız iki bölümden oluşmaktadır. Aslında bu iki bölüm, birbirinden ayrı birer kitap olarak daha önce çeşitli yıllarda basılmıştı. Benim bugün bahsedeceğim kitap, her iki bölümü birden kapsayan bir yayın. Ancak kitabın ilk bölümü (“Haşmetli Yosmalar”) hem konumuzla ilgili olmadığı için hem de açıkçası fazla eril bir dille yazıldığı için ben o bölümden hiç bahsetmeyip doğrudan “Osmanlı Tarihinde Yasaklar” bölümünden söz edeceğim. Yazı boyunca “Kitap” ifadesini de bu bölüm için kullanacağım.

Osmanlı tarihinde çeşitli yasaklar

Osmanlı tarihi boyunca çok çeşitli yasakların uygulandığını biliyoruz. R. Ekrem Koçu, bu yasakların bir kısmını bu kitapta toplamış ve oldukça mizahi bir dille aktarmış. Bunların bir bölümünü aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:

Esir pazarları ve ecnebilere cariye yasağı: Türkiye’de esirlik, kölelik ve cariyelik, Cumhuriyet döneminde kaldırıldı (1926). Bu tarihe kadar bir şekilde esir, köle ve cariyeler kullanılıyor ve alınıp satılıyordu. Ancak 1559 yılında ahlaki gerekçelerle gayrimüslimlerin esir ve köle kullanmaları kati olarak yasak edildi. Bu kapsamda esirlerin son defa olarak Müslümanlara satılması, kölelerin de Müslümanların yanında çalışması emrolundu. Bu tarihten itibaren gayrimüslimler köle ve cariye kullanamadılar.

Tütün yasağı: Tarihimizdeki yasakların en şiddetlilerinden birisi tütün yasağı olmuştur. Yazar’ın ifadesiyle helal mi haram mı tartışmalarına neden olan tütün, Frengistan’dan zuhur edip 1606 yılında diyar-ı-İslam’a girmiştir. İlk şiddetli tütün yasağını koyan ve tütün içenlere aman vermeyip idam cezasına çarptıran IV. Murat olmuştur. Öyle ki kitaba göre o dönemde hemen her sabah sokaklarda 40-50 ceset görülüyor ve neden idam edildiğini anlatmak için de ağzında tütün çubuğu tutuyorlardı. Yazar, ilginç bir ironi olarak 1630’larda tütün, afyon, içki gibi maddelere şiddetle cezalandıran IV. Murat’ın, gece gündüz içen bir ayyaş olduğunu, ölümünün de sirozdan kaynaklandığını belirtiyor.

Kahvehane yasağı: Osmanlı’ya kahve, 16. Asırda Kanuni Sultan Süleyman zamanında girmiştir. 1554 yılında Halep’ten ve Şam’dan gelen iki kişi, Tahtakale’de büyük bir kahvehane açarlar. Bu mekân, kahve eşliğinde kitap okumak, tavla-satranç oynamak, sohbet etmek için kullanılmaya başlanır. Halkta büyük bir ilgi oluşur. Kahvehane sayısı çoğalır. Nihayetinde III. Murad zamanında kapatılır. Fakat Yazar’a göre kahvehane yarenliğinin tadı, halkın damağında kalmıştı. Dolayısıyla sonraki yıllarda bu yasak kaldırılmış ve bugün de oldukça rağbet gören yerlere dönüşmüştür.

İçki yasağı: Memleketimizde zaman zaman konulmuş, şiddetle takip edilmiş, göz yumulup unutulmuş, sonra tekrar konmuş ve son zamanlara kadar devam etmiş yasaklardan birisidir. İlk olarak 1567 yılında kadılıklara gönderilen yazıda içki yasağının şiddetle tatbik edilmesi istenmiştir. Öte yandan hemen her dönem devlet, içkiden ağır bir vergi alagelmiştir. Bu nedenle örneğin 1687 yılında, II. Sultan Süleyman zamanında, Hazine çok sıkıntıda olduğu için içki yasağı kaldırılmış ve yüklü bir şekilde vergiler yine toplanmaya başlamıştır.

Geceleri sokağa fenersiz çıkma yasağı ve evlerde ışık yakma yasağı: Sokakların devlet tarafından aydınlatılmadığı dönemlerde çeşitli amaçlarla uygulanmıştır. Özellikle IV. Murat zamanında şiddetle uygulanmış, bu yasağa uymadığı için çok sayıda insanın boynu vurulmuştur. Aynı şekilde geceleri yatsıdan sonra evlerde ışık yakma yasağı da uygulanmıştır.

Kadınların kayıklara erkeklerle beraber binme yasağı: Fetihten II. Abdulhamit devrine kadar devam etmiştir. Erkeklerle kadınların kayıklarda buluşmalarını engellemek için konmuştur. Haliç ve Boğaziçi iskelelerine dolmuş olarak işleyen kayıklar için bile kadınların erkeklerle binmesi yasaklanmıştır.

Kadınların Eyüp’te kaymakçı dükkanına girme yasağı: 16. yüzyılda konmuştur. Türbe ziyareti bahanesiyle Eyüp’e gelen bazı kadınların kaymakçı dükkanlarına gidip anlaştıkları erkeklerle burada görüştükleri belirlendiği için Eyüp kadısının şikâyeti üzerine konmuştur.

Kadınların açık saçık giyinme yasağı: Kitapta bu durum şöyle anlatılıyor: “Müslüman kadınlarının, tabir-i şerisiyle “Mukadderat-ı İslamiye”nin sokak kıyafetleri, din ile devlet işlerinin ayrıldığı Cumhuriyet inkılabına kadar hükümetin ve ahlak zabıtasının titizlikle üzerinde durduğu meselelerin başında gelmiştir. Bu hususta asırlar boyunca çok şiddetli fermanlar çıkarılmış, sokaklarda nazarı üstlerine çekecek kıyafetleri giyen kadınların cezalandırılması istenmiştir. Bunun için bu şekilde giyinen kadınların ilk seferde sokakta üstlerinin yırtılacağı, devam ederlerse taşraya sürgüne gönderileceği belirtilmiştir. Bu husus, mahalle imamları vasıtasıyla bütün İstanbul kadınlarına duyurulmuştur.”

Kadınlara mesire yasağı: İstanbul civarındaki mesire yerleri (Kısıklı, Bulgurlu, Çamlıca, Yuşa…), bazı kadınların namahremlerle buluştukları yerler olduğu düşünülerek yasaklanmıştır. Bu şekilde yakalanan kadınlarla onları oraya götüren arabacıların yakalandıklarında taşraya sürülmeleri emredilmiştir.

İstanbul’a bekar uşak girme yasağı: Şimdi olduğu gibi geçmişte de Anadolu ve Rumeli’den çok sayıda kişi, iş bulmak umuduyla İstanbul’a gelirdi. Gelenler, öncelikle hemşerileriyle buluşur, kayıkhanelerin, kahvehanelerin üstünde veya bekar odalarında, bekar hanlarında kalırlardı. Bunların arasında çeşitli şekillerde suçlara bulaşanlar olduğu için İstanbul’a girişlerinin kayıt altına alınması ve belirli adreslerdeki hanlarda kalmaları emredilmişti. Sayıları çoğaldığı belirli zamanlarda da girişleri yasaklanıyordu.

Hamamda gayrimüslimlere nalın giyme yasağı: Kitaba göre hamama giren gayrimüslimleri Müslümanlardan ayırt edebilmek için gayrimüslimlerin nalınsız dolaşmaları münasip görülmüştür. Fakat Müslümanların da nalınlarını çıkarabilecekleri düşünülerek bu yasağa bir madde daha ilave edilmiş, gayrimüslimlere verilecek peştemallere alamet-i farika olarak birer demir halka ilave takılmıştır. Hatta 18. Yüzyılın başında III. Ahmed zamanında Sadrazam Kalaylıkoz Ahmed Paşa, gayrimüslimler için bu halkaları kâfi görmemiş, onlara verilecek peştemallere birer çıngırak bağlanmasını emretmişti.   

Arabaya ve ata binme yasağı: Tanzimattan önceki devirde İstanbul’da padişahtan başka ancak üç kişinin arabaya binme hakkı vardı: Şeyhülislam, Rumeli Kazaskeri ve Anadolu Kazaskeri. Bunun dışındaki diğer imtiyazlı kesimler (vezirler vs.) ancak ata binebilirlerdi. 17. Asrın ilk yıllarına kadar serveti ne olursa olsun memurlar ve halkın ata binmesi yasaktı.  

Saçak, şahnişin (üst kata doğru bir tür çıkma) ve çardak yasağı: Eski İstanbul’un sokakları oldukça dar idi. Hem bu nedenle, hem kızlarla yavuklusu erkeklerin pencerelerden görüşmesini engellemek hem de yangınlara sebep olmasından dolayı evlere saçak, şahnişin ve çardak yapılması yasaklanmıştı. Ancak yasağın uygulaması çok zor olmuş, bir süre sonra da tavsamış, unutulmuştu.

Arnavutlara hamam tellağı olma yasağı: 1730 İhtilaline kadar İstanbul hamamlarında tellakların çoğu Arnavut idi. Hatta ünlü Patrona Halil de Arnavut’tu. İsyanların da etkisiyle 1918 yılına kadar İstanbul hamamlarına Arnavut tellak sokulmamıştır.

Umumi yerlerde ve bilhassa kahvelerde devlet sohbeti yasağı: Bir hükümet darbesiyle II. Mahmud’u tahta oturtan Vezir Alemdar Mustafa Paşa, “siyasetten bahsetmek” anlamına gelen “devlet sohbeti”ni yasak etmiş; hanlara, hamamlara ve özellikle kahvehanelere sayısız hafiyeler yerleştirmiştir. O devirde hükümetin siyasetini tenkit etmek şöyle dursun, ‘büyükler’ hakkında küçük bir söz söylemek, imada bulunmak, hatta isimlerini ağıza almak yasaktı. Bu devirde “devlet sohbeti” ettikleri suçu ile pek çok kimse, derhal idam edilmiştir.

Kiliselerde çan çalma yasağı: Kiliselerde çan çalmak yasaklanmış, bu yasak 1856 Paris muahedesine kadar devam etmiştir.

Ay-yıldız yasağı: II. Mahmud zamanında kırmızı zemin üzerine beyaz ay-yıldız Türk bayrağı olarak kabul edildikten sonra halk, her tarafta ay-yıldızı bir süs motifi olarak kullanmaya başlamıştı. Kapılara, pencerelere, sürücü beygirlerine vs. yerlerde kullanılmaya başlayınca Hükümet, bu merakı iyi karşılamadı. Ay yıldızın kadir ve kıymetini, şerefini korumak için resmi-askeri icap eden yerler dışında kullanımını şiddetle yasak etti. Fakat zamanla bu yasak da tavsadı.

Evlerde yemek çeşidi yasağı: Özellikle devlet erkanı ve ricali arasında lüks ve israfın artması nedeniyle diğer kesimlere yönelik israf yasağı çıkarılmıştı. Buna göre “İsraf günahtır, bundan böyle evlerde nihayet beş türlüden yedi türlüye kadar yemek pişirilebilir, yedi türlüden fazla yemek pişirilmeyecektir.” şeklinde ferman çıkarılmıştır. Bu yasak, 1821 yılında çıkmış fakat gereği gibi tatbik edilememiştir.

Erkeklere sefihane (zevk ve eğlenceye düşkün) kıyafet yasağı: 1809 yılında çıkmış olan bir yasaktır. Bu konu, kitapta şöyle anlatılıyor: “Sefihane süslenmekten sakınmak İslamiyet şiarından iken zamanımızın halkı, birbirinden görerek, cehalet, nadanlık ve bilhassa ar ve edep noksanlığından kadınlar gibi süs ve alayişe düşmüştür. Bu nedenle erkeklerin bu şekilde giyinmesi şiddetle yasak edildi.”

Günümüzde de devam eden gelenek

Bu yasakların bir bölümü zamanla kendiliğinden ortadan kalkmıştır. Bir kısmı da özellikle Cumhuriyet döneminde çıkarılan yasalarla kaldırılmıştır. Ancak siyaset tarihimizde zaman zaman çeşitli nedenlerle başka yasaklar konmuştur. Özellikle son 45 yılda konan yasakları kısaca bir özetlersek:

Siyasi faaliyetlerin yasaklanması: Özellikle darbe sonrası siyasi partilerin faaliyetleri durdurulmuş ve bütün partiler kapatılmıştı. Demokrasiye geçilmesiyle birlikte partiler yeniden açılsa da bu yasaklar daha sonra da zaman zaman devam etti. Örneğin HEP, DEP, Refah Partisi, HADEP, Yeşiller Partisi gibi birçok parti kapatıldı.

Sendikal faaliyetlerin ve grevlerin durdurulması: 12 Eylül sonrasında grevler ve sendikal faaliyetler büyük ölçüde yasaklandı. Sendikaların önemli bir bölümü kapatıldı veya faaliyetleri askıya alındı. Günümüzde de zaman zaman çeşitli gerekçelerle grevler ertelenmekte ya da uygulanmasına izin verilmemektedir.

Başörtüsü yasağı: Özellikle üniversitelerde ve kamu kurumlarında başörtüsü kullanımı konusunda ciddi kısıtlamalar getirildi. Bu uygulama, özellikle 1990’ların ikinci yarısında yoğunlaştı ve 28 Şubat süreciyle birlikte genişledi.

Türkçe dışındaki diller üzerindeki yasaklar: Cumhuriyet tarihi boyunca Türk vatandaşlarının ana dili olarak Türkçe dışındaki dilleri kullanmasına ilişkin ciddi yasaklar getirildi.

Kitap, dergi ve gazete toplatmaları: Çeşitli dönemlerde çok sayıda siyasi, akademik ve edebî eser hakkında toplatma kararları ve dava süreçleri yaşandı.

Konser, festival ve kültür etkinliklerinin iptalleri: Bazı konserler, festivaller ve kültürel etkinlikler valilik veya kaymakamlık kararlarıyla iptal edildi veya ertelendi. Bu uygulama, zaman zaman devam etmektedir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü yasakları: Özellikle belirli günlerde ve bazı kentlerde toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik geçici yasaklar uygulandı. Taksim’de toplantı-gösteri, 1 Mayıs, Onur Yürüyüşü vb. ile ilgili yasaklar hala devam ediyor.

Yayına başlayan özel radyoların kapatılması: Özel radyolar kurulup yaygınlaştıktan sonra kapatıldı. Çeşitli mücadeleler sonrasında yayına başlayabildiler. Şimdi de zaman zaman çeşitli radyolar (en son Açık Radyo örneği) kapatılabilmektedir.

İnternet ve sosyal medya yasakları: İnternet sitelerine, web içeriklerine ya da sosyal medya hesaplarına erişim engelleme, içerik kaldırma, bant daraltma, internet trafiğini geçici olarak sınırlama vb. kararları uygulanmaya devam etti. Örneğin bugün itibariyle T24 internet sitesine erişim engellenmiş durumdadır. Yine;

YouTube’a erişim engeli: İlk olarak 2007 yılında başladı. Daha sonra zaman zaman devam etti.

Twitter’a erişim engeli: İlk olarak 2014’te başladı. Sonra zaman zaman devam etti.

Wikipedia’nın yasaklanması: 2017 yılında başladı, 2020 yılına kadar sürdü.

Sonuç

Bazı konulardaki ilerlemelere rağmen yasak kavramı, siyasi literatürümüzden tamamen çıkmış değil. Hatta zaman zaman çok ilginç ve çağdığı yasak uygulamalarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bugünden geriye baktığımızda yasakların çok büyük bir kısmı oldukça komik görünüyor. Benzer şekilde sanırım gelecek nesiller de bugüne dönüp baktıklarında bugünkü yasaklar hakkında çok komik ve eğlenceli durumlar yaşayacaklar gibi görünüyor.


*Haşmetli Yosmalar – Osmanlı Tarihinde Yasaklar, Reşad Ekrem Koçulu, Doğan Kitap, 2017

50% LikesVS
50% Dislikes

Leave a Reply