Yeşil Mavi

M. Cem Özmen, Okur-Yazar

Güney Kafkasya İzlenimleri

Geçtiğimiz ay sırasıyla Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’dan oluşan bir gezi yaptım. Her gezi olduğu gibi bu gezi de kısaydı ve çoğu yeri görmeye yetmedi. Ancak yine de üç ülkeyle ilgili izlenimlerimi sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Özellikle coğrafyası ve içinde bulunduğu savaş ortamından dolayı Ermenistan’ı yoksul ve umutsuz bir ülke olarak düşünmüştüm. Yoksul olduğunu hala düşünüyorum. Ülke olarak çok fazla gelir kaynakları yok gibi görünüyor. Ancak mutsuz ve umutsuz olduklarına ilişkin bir izlenimim olmadı. Özellikle Erivan sokaklarının oldukça cıvıl cıvıl olması, bolca müzik gruplarına ev sahipliği yapması, çocukların sokaklardaki havuzlarda eğlenmesi, kafe ve restoranların dolu olması beni şaşırttı ve mutlu etti. Aynı şekilde Gümrü de Kars’a benzeyen, çok güzel bir şehir. Özellikle insan kalitesinin oldukça yukarıda olduğunu gözlemledim. Gezdiğimiz üç ülke içerisinde sokaklarda en güvenli ve rahatsız edilmeden dolaştığımız şehrin Erivan olduğunu söyleyebilirim. Türk olduğumuzu öğrendiklerinde özellikle Türkiye bağlantılı insanların çok mutlu olduğunu gözlemledik. Buna karşın Türkiye dediğimizde yüzleri asılan insanlar da gördük. Ama onlar dahil herhangi bir kişiden en küçük olumsuz bir tepki almadık. Zaten kültür, şarkılar, konuşma biçimleri, yemekler, tatlılar vd. düşünüldüğünde kendimizi Türkiye’de gibi hissettik. Özellikle Türkoloji Bölümünde öğretim üyesi olan rehberimizin çok içten ve sıcak yaklaşımının da etkisiyle Ermeni vatandaşlarımızın kardeşlerinin ülkesinden genel olarak olumlu izlenimlerle ayrıldık.

Ararat (Ağrı Dağı)

İkinci durağımız Gürcistan oldu. Yaklaşık olarak yüzde 73’ünün dağlık olduğunu öğrendiğimiz Gürcistan’ın doğasına bayıldık diyebilirim. Ülkenin her tarafı bizim Doğu Karadeniz’in en bozulmamış yerleri gibi. Ayrıca ülkenin her yanında çok çeşitli ve çok lezzetli meyveler üretiliyor. Özellikle tarım ve hayvancılıktan kaynaklı -tabi turizmi de unutmadan- ülkede genel bir zenginlik hakim gibi görünüyor. Yakın zamana kadar Gürcistan’dan Türkiye’ye çok sayıda insanın çalışmaya geldiğini gözlemliyorduk. Şimdi işlerin rengi biraz değişmiş gibi görünüyor. Çok güçlü bir ekonomik görüntü vermeseler de ülkenin para biriminin bizim paramızdan yaklaşık 10 kat değerli olduğunu (1 USD: Yaklaşık 2.6 Gürcistan Lari’si) duyunca şaşırdık. Ve tabi ülkenin başkenti Tiflis’e (Tbilisi: Gürcüce ‘sıcak yer’ anlamına geliyormuş) ayrı bir parantez açmak gerekir. Dağların, nehirlerin, tarihin arasında bir masal kenti gibi. Her görenin Tiflis’e hayran kaldığını gözlemledik. Yine yemek, müzik, dans vb. açılardan Doğu Karadeniz ile kardeş bir kültür olduğu izlenimini veriyor. Soy isim kalıplarının (örneğin Saakashvili, Kaladze, Kvaratskhelia, Tsiklauri vd.) kökenine yönelik rehberimizin verdiği bilgiler de çok ilgimizi çekti. Turizm geliştiği için sanırım, sokaklarda rahat yürümek biraz zorlaşmaya başlamış gibi. Yine de Tiflis’ten başlayarak özellikle doğal güzelliklerinin olduğu dağlık bölgeleri ziyaret etmek insanı çok mutlu ediyor diyebilirim.

Ermenistan-Gürcistan sınırı

Gürcistan’dan Azerbaycan’a gitmek için karayolunu deneyecektik ama sivil geçişlere kapalı olduğu bilgisini aldık. Yalnızca ticari kamyonlara izin veriliyormuş. Bunun üzerine havayoluyla Bakü’ye gittik. Bakü pırıl pırıl bir şehir. Her taraf ışıltılar içerisinde. Azerbaycan genel olarak oldukça zengin bir ülke izlenimi veriyor. Petrol ve doğal gaz ülkenin kaderini değiştirmiş gibi. Bu arada şehrin içinde çok sayıda aktif petrol kuyusunu görmek ve Hazar Denizi’ne girmek de bizim için ilginç bir deneyim oldu. Ülkenin bütününü gözlemleme şansımız olmadı ama gezdiğimiz yerlerde genel bir zenginlik olduğunu gözlemledik. Yine Azerbaycan para birimi ‘Manat’ın oldukça değerli (1 USD: Yaklaşık 1.7 Manat, 1 Manat: Yaklaşık 15 TL) olduğunu görünce şaşırmadan edemedik. Tabi kültür, dil, danslar, müzik, yemekler vd. açılardan hemen hemen hiçbir farkımızın olmadığını belirtmeye gerek yok. Kendimizi Türkiye’de gibi hissettik. Tahmin edeceğiniz üzerine dil konusu oldukça eğlenceli. Bu konuyla ilgili aşağıda ayrı bir parantez açacağım.

Bakü Ateş Kuleleri

Her üç ülkede de genel olarak eski SSCB ve sosyalist sisteme çeşitli nedenlerle bir tepki olduğunu gözlemledik. Bu tepkinin bir bölümü şimdiki Rusya’ya da yönelmiş durumda. Özellikle ilişkileri gergin olan Gürcistan’da daha çok olmak üzere Azerbaycan’da da Rusya’ya karşı bir tepki olduğunu söyleyebiliriz. Belki Ermenistan’da da Rusya’ya bir hayal kırıklığı var gibi görünüyor ama tabi çok açık ifade edildiğini söyleyemeyiz.

Bu çok öznel ve çok genel gözlemlerden sonra biraz daha insan hikayelerinden ve karşılaştığımız hoşluklardan söz etmek istiyorum.

Yine gezi sıramızla başlayacak olursam gezi oyunca hep siyah saçlı Ermeni yurttaşla gördüğümüz için iki arkadaşımızın “Sarışın Ermeni olur mu, olmaz mı?” tartışmasının içine düştüğümüz bir anda çocukluğu İstanbul’da geçmiş, altmış beş yaşlarında sarışın bir hanımefendi ile karşılaştık. Bizim Türkçe konuştuğumuzu duyunca hanımefendi bizimle sohbet etmek istedi. Merhabalaştıktan sonra hepimiz etrafını sardık ve tam sohbete başlayacakken tartışmacı arkadaşlardan birisi doğrudan konuya girdi: “Hanımefendi, acaba saçınız gerçekten sarı mı, boya mı?” dedi. Bunun üzerine kadıncağız şaşırdı ve karşılaştığı bu ilk soru karşısında biraz da utanarak “boya” dedi. Bunun üzerine bir yandan gülümserken bir yandan da utandık. Hanımefendiye durumu açıklayıp özür diledik. O da sağ olsun bizleri affetti. Her ne kadar tartışmaya bir nokta konamamış olsa da Türkiye’den Ermenistan’a gitmiş güzel bir aileyle, güzel bir sohbet etmiş olduk.

Erivan Soykırım Anıtı

Yine Gürcistan’da bir akşam canlı müzikli bir eğlence vardı. Tabi hem sert Kafkas ezgileri ve dansları hem çok güzel Gürcü şarapları derken bizim Türk grup bir noktadan sonra ülkedeki düğün havalarını hatırladı. Tabi ilk akla gelen de erik dalı oldu. Fakat canlı müzik yapan yerel gruplar bu ezgileri bilmediği için nasıl bir çözüm bulalım diye konuşurken rehberimize taleplerini iletmeye karar verdiler. Rehberimiz Türkçe de bilen, son derece eğlenceli ve kıvrak zekalı, Gürcü bir genç adam. Gruptan Neşe Hanım, rehberi çağırdı ve “erik dalı istiyoruz, erik dalı” dedi. Kıvrak zekalı genç rehber bile bir an şaşırdı ve yüzünden “erik dalını ne yapacaklar acaba bunlar?” düşüncesinin geçtiğini fark ettik. Meyveleriyle ünlü Gürcistan’da erik anlaşılır ama erik dalının nasıl bir amaçla kullanılacağını bilemediği için bu sefer o sordu: “Erik dalı? Ne yapacaksınız? Başka bir ağacın dalı olsa olur mu?” Tabi patlatılan kahkahaların ardından olayı O da anladı ve canlı olmasa da bir şekilde erik dalı çalındı. Tüm Türkler, Gürcüler hatta bu arada her nasılsa oraya gelmiş restorandaki İtalyanlar, Japonlar da bir anda oyuna katıldı ve inanılmaz bir “halklar erik dalı” oynaması oldu. Bundan sonraki Gürcistan gezilerinizde eğer herhangi bir mekânda erik dalı çalınırken görürseniz artık hikayesini biliyorsunuz😊

Tiflis

Ve tabi şirin ve ‘yahşi’ Azerbaycan. Tahmin edeceğiniz üzere son derece neşeli, sevimli bir toplum. Özellikle dil, başlı başına bir neşe kaynağı. Biz konuşurken onlar gülüyor, onlar konuşurken biz gülüyoruz. Rehberimiz yürümek yerine piyada, emniyet kemeri yerine tehlikesizlik kemeri, telefon etmek yerine telefondan istifade etmek, araba yerine naqliyyat vasıtası vd. dedikçe hepimiz bir yandan gülüyor bir yandan da kendisini dinlemeye çalışıyorduk. Özellikle Kuba şehrinde Dağ Yahudilerinin müzesini gezerken rehberin “Şabat için yemekte mumlar yakılır. Subaylar bir mum, evliler iki mum yakar.” ifadesindeki ‘subay’ın bekar anlamına geldiğini (sadece erkek bekar değil, erkek/kadın tüm bekarlar için) duyunca çok şaşırdık. Aynı şekilde rehberimizin dağ hayvanlarını anlatırken kullandığı ‘ayı balası’ (ayı balası: ayı yavrusu) ile petrol zenginleri anlamında kullandığı ‘neft milyoncusu’ ifadeleri de hala dillerimizden düşmedi.

Bakü

Bu gezi boyunca bir kez daha gördük ki her ülkesi, şehri, dağı, ormanı, köyüyle bu dünya bir cennet. Sadece o ülkelerin, toplumların, insanların değil, birer dünya vatandaşı olarak hepimizin cenneti. Her birimizin dünyanın her noktasındaki her türlü güzelliği görmeye, yaşamaya, bundan dolayı mutlu olmaya hakkımız var. Erivan da bizim, Tiflis de bizim, Bakü de bizim, Kiev de bizim, Moskova da bizim, Buenos Aires de bizim, Tokyo da bizim… Bir bahane bulup da bu dünyayı bir şekilde cehenneme çevirmeye çalışanlara, o toprakların dar ve geniş anlamıyla sahiplerine zehir etmeye çalışanlara fırsat vermeyelim. Her birimiz vatandaşı olduğumuz dünyaya sahip çıkalım derim. Üstadın dediği gibi, en güzel yerler henüz görmediğimiz yerler…

100% LikesVS
0% Dislikes

Leave a Reply