Yeşil Mavi

M. Cem Özmen, Okur-Yazar

ODTÜ Yıllarım

Bu bir ODTÜ yazısı değil. Kemal Kurdaş yazısı da değil. Bu, bir insanın yaşamında bilime, sanata, tarihe, kültüre, insana, doğaya ve çevreye verdiği değerin, onu güzelleştirmek için oldukça zor koşullar altında yürüttüğü mücadelesinin -ve sanırım başarısının da- öyküsüne ilişkin bir yazı.

Ben lise yıllarında yaşadığım şehirde (Mersin) kendi çapında başarılı bir öğrenciydim. Üniversite sınavında istediğim yeri kazanabileceğimi düşünüyordum. Buna göre tercihlerimi oluşturdum. Birinci tercihim Boğaziçi Üniversitesi, ikincisi ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) idi. Ancak beklediğim gibi olmadı, birinci tercihimi kazanamadım, Ankara’ya gelip ODTÜ’ye kayıt oldum. Yarım puan daha alsaydım Mersin’den doğrudan İstanbul’a gelecek, hayatımda da ne Ankara ne ODTÜ olacaktı. Bu yarım puan bana neler kaybettirdi, neler kazandırdı, hangisi olsa ne şekilde olurdu, bu soruların yanıtlarını bulma ve muhasebesini yapma olanağım muhtemelen hiçbir zaman olmayacak tabii.

Ama sonuçta Ankara’ya gittim, ODTÜ’yü bitirdim. Hatta uzun bir ara verdikten sonra yakın zamanda yüksek lisansı da bitirmiştim ki tesadüfen Kemal Kurdaş’ın “ODTÜ Yıllarım” adlı kitabını okudum. Kitabı çok beğendim, ancak oldukça geç okuduğumu hissettim. Okulda geçirdiğim yıllarda bu kitapta yazılanları biliyor olsaydım, daha farklı bir gözle bakardım diye düşündüm. Neyse ki henüz geç değil. Bugünlerde yaşadığımız karantina durumları geçerse ilk işim, Ankara’ya tekrar gidip bir de okuduklarımın ışığında kampüsü yeniden dolaşmak olacak.

Kemal Kurdaş, 1956 yılında bir enstitü olarak kurulmuş ve 1959 yılında üniversite olan ODTÜ’nün 3. Rektörü. 1961-1969 yılları arasında görev yapmış bir kişi. Kendisi, Mülkiye mezunu aslında. Hatta sanırım şu ana kadarki ODTÜ rektörleri içerisinde profesör olmayan tek kişi. 1960-1961 döneminde Maliye Bakanlığı da yapmış. Daha sonra yine hükümette bir görev alma şansı bulunmasına karşın özellikle ülkenin gelişiminde gençlerin eğitimine verdiği önem nedeniyle bu görevi kabul ettiğini belirtiyor:

“Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal hatta politik sıkıntıların temelinde 20. Yüzyılın koşullarına uygun, bilim ve teknolojinin çağımızda eriştiği üst düzeylerde yetiştirilmiş bir insan gücüne sahip olmaması, asıl etkeni oluşturmaktadır.”

Buna ek olarak şu sözleri de oldukça kayda değer:

“Bu çağda, toplumların eğitilmelerinde popülist politikaların hiçbir meşruiyeti yoktur. Bu politikalar, kaynak israfıdır. Toplumlara zaman kaybettirir. Milletlerarası kalkınma yarışında onları gerilere iter. Bir yerde de toplumları ekonomik ve sosyal açıdan patlamaya doğru götüren çıkmazlara sürükler. Çünkü eğitim ve öğretimde; modern çağın, ilim ve teknolojinin eriştiği düzeyin çok altında eğitim ve öğretim veren üniversitelerden yetişmiş gençler, çok defa yeniliğe kapalı, yaratıcılıktan uzak, sık sık da geçmişe dönük tutucu kadrolar oluştururlar. Bu kadroların idaresinde az gelişmiş ülkelerin aşağıya doğru eğik bir düzeyde, geçmişin hurafe ve karanlıklarına sürüklenmeleri ise işten bile değildir.”

Bu felsefeyle göreve başlayan Kurdaş’ın önünde büyük problemler bulunmaktadır. 1961 yılının kasım ayında göreve başladığında Ankara’da şehir merkezinde bulunan küçük bir binada faaliyetlerini yürüten ODTÜ’nün yalnızca 787 öğrencisi ve toplam 118 öğretim üyesi (bunlardan 79 tanesi tam-zamanlı) vardır. Üniversitenin geniş bir arazisi bulunmakla birlikte burası henüz bütünüyle boş bir arsa olarak durmaktadır.

Foto-1: ODTÜ kampüsünün 1961 yılındaki durumu

Kurdaş, büyük bir hızla kampüs inşa etmeye girişir ve 1,5 yıl gibi çok kısa bir sürede bazı bölümlerin ve bunlarla ilgili altyapının (yol, su, elektrik, ısıtma, vd.) inşaatını tamamlayarak üniversitenin yeni kampüse taşınmasını sağlar. Daha sonra da belirli bir plan dahilinde her yıl yeni yapıların tamamlanmasını sağlayarak büyük ölçüde kampüsün bugünkü haline gelmesinin önünü açar. Bu süreçte hükümetlerdeki egemen anlayış nedeniyle oluşan dirençten ve yerli/yabancı kaynaklardan gelen finansmanın sağlanması sürecindeki zorluklardan kitapta oldukça ayrıntılı bir şekilde bahsedilmiş. Bu bölümleri okumanın, özellikle ülkemizdeki siyasi iktidarlara egemen olan anlayışın tarihini anlamak ve ODTÜ ile ilgili ifade edilen “ABD kurdurdu” şeklindeki görüşleri daha objektif bir şekilde değerlendirmek açısından bana oldukça fayda sağladığını belirtebilirim.

Kampüsün kuruluşuyla birlikte akademik olarak da büyük başarıların temelleri atılır. Çok kısa bir sürede üniversitede lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim veren birçok bölümün açıldığını ve toplam 836 öğretim üyesine (75 tanesi yabancı olmak üzere toplam 757 tanesi tam-zamanlı) sahip olunduğunu görüyoruz. Aynı şekilde bu süreçte Ortadoğu’nun en büyük kütüphanesi açılmış ve birçok laboratuvar kurulmuştur. Buna ek olarak ODTÜ, sadece birkaç yıllık bir üniversite olmasına karşın 1964-1969 döneminde dünyanın tanınmış bilimsel dergilerinde en çok yayın yapan yerli kuruluş olmuştur.

Bu arada ülkemizde bir dönem bilim ve teknoloji alanındaki en yetkin kurum olarak kabul edilen Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve yine bir dönem liseler arasında tek ve sonraki dönemde açık ara en kalitelisi olarak gösterilen Ankara Fen Lisesi’nin kuruluşunda da Kurdaş’ın büyük katkılarının olduğunu anlıyoruz.

Bütün bunların yanında beni en çok etkileyen ve belki de bu yazıyı yazmama neden olan konu, Kurdaş’ın kampüste başlattığı ve büyük bir inatla sürdürdüğü yeşillendirme çalışmalarıdır. 1961 yılında tamamen boş olan bir araziyi yeşillendirmek için göreve geldiği ilk haftada hemen çalışmalara başlayıp bir ağaç dikme bayramı ilan eden ve bunu aralıksız 8 yıl boyunca yapan bir kişi olarak Kurdaş’ın bu konudaki çabalarına gerçekten hayran kaldığımı belirtmek isterim.

Foto-2: 1961 yılında ODTÜ.de Ağaçlandırma Bayramı

İstanbul’dan Ankara’ya trenle ya da kara yoluyla yolculuk yapanlar bilirler. Eskişehir’den ya da Bolu’dan sonra uçsuz bucaksız bir bozkırın başladığını görürüz. ODTÜ arazisini de bu şekilde kuru bir bozkır olarak teslim alan Kurdaş, kendisine yıllık 1,5 milyon adet ağaç dikmek gibi bir hedef koymuş ve bunu gerçekleştirmeye çalışmış. Ancak tahmin edilebileceği gibi akla hayale gelmeyen birçok engelle karşılaşmış. Örneğin ilk olarak dikilecek fide bulunamamış. O zaman için Türkiye’deki fide yetiştirme merkezinde bile ancak toplam 30 bin adet fidenin bulunduğu düşünülürse yıllık olarak belirlenen bu hedefe ulaşmanın ne kadar zor olduğunu daha rahat anlayabiliriz. Bunun için fide yetiştirme merkezlerinin kuruluşundan ülkenin çeşitli alanlarında bulunan çalılıklardan tohum ve fide elde etmeye, tüm öğrencilerin ve akademik kadronun seferber edilmesinden yurtiçi/yurtdışı yardım arayışlarına kadar bir dizi azimli çalışmanın sonunda bu hedefin fazlasıyla gerçekleştirildiğini (1969 sonu için yaklaşık 14 milyon ağaç) görüyoruz.

Foto-3: 1962 Yılında ODTÜ.de Ağaçlandırma Çalışmaları

Ayrıca öyle bir bozkırda ancak alıç vb. gibi belli başlı birkaç çeşit ağaç yetişebilir denirken Kurdaş’ın bu konuda da cesur yaklaşımlar geliştirerek çeşitliliği sağladığını ve bunun sonucunda şu anda ODTÜ’de 30’dan fazla çeşit ağacın bulunduğunu biliyoruz.

Foto-4: ODTÜ 2020

Foto-5: ODTÜ 2020

Kitaptan öğrendiğim başka bir konu da, Kurdaş’ın tarih, kültür ve özellikle arkeoloji konusundaki duyarlılığı ve yaptığı çalışmalar oldu. 1961 yılında kampüs inşa edilirken toprak altında ve üstünde bulunan tarihi eserlerin çıkarılması (Yalıncak ve Koçunbeli kazıları) ve bir müze yapılarak orada korunması konusunda Kurdaş’ın yoğun bir çaba harcadığını görüyoruz. Aynı şekilde Ankara şehir merkezinde bazı bölgelerde bulunan Frig tümülüslerinin de kazılarak birçok tarih eser ve anıt mezar da çıkarılmıştır. Fakat bunların yanında belki de beni en çok şaşırtan konu, o yıllarda yeni yapılmakta olan Keban ve Atatürk barajlarının altında kalacak olan çok sayıda yeraltı ve yerüstü tarihi eserin, büyük ölçüde Kemal Kurdaş’ın çabası ve yoğun çalışmaları sonucu kurtarılması ve Elazığ ile Ankara’daki çeşitli müzelerde koruma altına alınması oldu. Her ne kadar Kurdaş, bu süreçte devletin çeşitli kademelerinden genellikle destek gördüklerini ifade etse de kendisinin olağanüstü çabasının olmaması durumunda hükümet düzeyinde böyle bir hassasiyetin ve çalışmanın olmadığını anlıyoruz. Dolayısıyla böyle bir girişimin başlatılarak sonuçlandırması, bütünüyle Kurdaş’ın kişisel duyarlılığından kaynaklanıyor gibi görünüyor. Bunca tepkiye rağmen Hasankeyf’in sular altında kaldığı şu günlerde içimiz cız ederken, en azından Keban ve Atatürk barajı nedeniyle çok sayıda yeraltı ve yerüstü zenginliğinin sular altında kalmasının engellenerek hem ülkemizin hem insanlığın hizmetinde kalmaya devam etmesi, açıkçası beni çok mutlu etti.

Foto-6: ODTÜ 2020

Kitabı okuyunca; insan, hayvan ve doğa sevgisiyle dolu bir insanın, üstelik de aklını kullanıyor ve bilimi kendisine rehber ediniyorsa, tek başına bile olsa yapabileceği çok şey olduğunu düşündüm. Bir tek insanın bile, bulunduğu koşullar ne kadar zorlu olursa olsun, hayatın güzelleşmesi ve doğayla uyumlu bir şekilde yaşamın sürdürülmesi konusunda yapabileceklerinin, tüm dünyayı bile değiştirmeye yönelik bir başlangıç olabileceğine ilişkin inancım güçlendi.

Foto-7: ODTÜ 2020

Kitapla ve Kemal Kurdaş’ın kişiliği ve yaptıklarıyla ilgili olumlu ya da olumsuz olarak söylenebilecek çok şeyin olduğunun farkındayım. Özellikle 1968 yılındaki öğrenci olayları sürecindeki pozisyonunun, birçok kişi tarafından eleştirildiğini tahmin ediyorum. Ancak bu konulardaki yaklaşımı ne olursa olsun özellikle yukarıda belirttiğim alanlarda yaptıkları (kampüsün kurulması, akademik örgütlenme ve çalışmalar, kütüphane ve laboratuvarların kurulması ve özellikle yeşillendirme çalışmaları ile arkeolojik kazılar) ile herkese ilham veren ve örnek alınabilecek bir insan olduğunu hissettim. Bu hissiyat doğru ise hani “dünya dönüyorsa birilerinin yüzü suyu hürmetine dönüyor” diye bir deyim vardır ya, bu durum bana onu hatırlattı. Böyle bir kişiyi tanımış olmaktan da büyük mutluluk duydum.

Kendisini saygıyla anarken yine öğrencilerine yaptığı bir konuşmadan alıntılanan şu sözlerle, kendi sözleriyle bitireyim:

“Düşünme, her adımı düşünerek atma, her söyleneni söylemeden evvel düşünme, sizin hayatınızın gerçek rehberi olmalı. Düşünmeyen insan, insan olmanın en büyük nimetini sokağa atıyor demektir.”

* Bu yazı, ilk defa pazartesi14.com sitesinde yayınlanmıştır.

M. Cem Özmen

(ODTÜ Yıllarım, Kemal Kurdaş, ODTÜ Yayıncılık, 2019)

100% LikesVS
0% Dislikes

Leave a Reply